664-A A+A

60: Big Bang Teorisi

Soru:

Selamun aleykum hocam, Big bang (büyük patlama) teorisini kâfirlerin anlayışı dışında, onun tesadüfen değil de Allah’ın dilemesiyle gerçekleştiğine inanmak islamda küfür olur mu?

Cevap:

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a, salât ve selam efendimiz Rasûlullah’a, ehli beytine, ashabına ve yolunu takip eden mü’minlere olsun.

Değerli kardeşim bil husus Big Bang teorisi hakkında konuşmadan evvel kısa da olsa modern bilim veya çağdaş bilim veya müspet bilim veya maddeci bilim olarak bilinen ama hakikatte büyük bir cehalet olan pozitif bilim hakkında birkaç şey söylemek istiyorum.

Pozitif bilim büyük bir cehalettir çünkü rabbini inkâr ediyor. Hâlbuki pozitif bilim akli bir bilim olduğunu, yani matematik yasalarına dayanan bir bilim olduğunu iddia ediyor. Matematik yasaların ise bir şeyi kavrayabilmesi için iki şey lazım gelir. Bir: O şeyin var olması ve iki: O şeyin daimi surette tekerrür etmesi. Varlık ve varlığın daimi olması ise zorunlu olarak var edene delalet eder. Bunun için rabbe mahsus olan ana vasıflardan ikisi halk etmek ve tedbir etmektir. Ve bunun için akıl rabbin kulları üzerinde bir hücceti olarak kabul edilmiştir. Çünkü akıl gerçek, hakikat olandan başkasını anlayamaz. Hakikat olan ise sadece yaratılmış olandır. Yaratılmış olan da zorunlu olarak yaratana delalet eder. Dolayısıyla pozitif bilim aslında kendi içinde bir çelişki yaşıyor. Çünkü akıl Allah (celle ve âlâ)’ya delalet ediyor ama onlar Allah (celle ve âlâ)’yı inkâr ediyorlar. Ama her ne kadar rabbin varlığını inkâr etseler de kâinattaki sabit verileri değerlendirerek bilimsel neticelere ulaştıkları için hakikatte var olanın eserine ulaşıyor. Bu eserin bazısını aklen idrak edebiliyorlar. Bazısını da edemiyorlar. Ama hakikat olduğu için varlığını aklen ispat edebildiğinde kabul ediyorlar. Bu durum onları zorunlu olarak nihayette Allah (subhanehu ve teâlâ)’nın varlığını bilimsel olarak (aklen) ispat etmeye götürecek. Bu inkârcı bilim dünyasının sonu olacak inşallah.

Sonra, Big Bang teorisine gelince her ismin bir mana içeriyi vardır. İnsanın bir ismi belirlemesi murad ettiği belirli bir manayı karşı tarafa anlatabilmek içindir. Big Bang teorisi olarak isimlendirilmiş olan evrenin var olma nazariyesi rabsiz bir evrene inanan pozitivistlerin tanımladıkları bir nazariyedir. Dolayısıyla Big Bang teorisini kâfirlerin anlayışı dışında anlamak gibi bir şey zaten mümkün değildir. Zira kâfirlerin anlayışı dışında aldığın zaman zaten o artık Big Bang teorisi değildir.

Big Bang teorisine İslami bir surette inanmakta olmaz. Çünkü İslamî nazarı belirleyen vahiydir. Vahiy de ikidir: Kuran ve Sünnet. Biz görüşleri Kuran ve Sünnet ile ispat etmeye çalışmayız, görüşleri Kuran ve Sünnete arz ederiz. Kuran ve sünnet tasdik ettiği durumda kabul ederiz, tasdik etmediği durumda reddederiz, sustuğu durumda susarız. Kuran ve Sünnet görüşlere hâkimdir, görüşler Kur’an ve Sünnet’e değil.

Dolayısıyla Big Bang teorisinin İslami bir versiyonu olmaz. Evrenin var oluşunu biz ilahi kelamdan alırız. Gavurlara ihtiyacımız yoktur. Belki buna bazılar “Batının sahip olduğu teknik imkânlardan dolayı bu alanda ciddi bilimsel çalışmaları var ama Müslümanların bu hususta hiç çabası yoktur” diyerek itiraz edecekler. Hatta belki bazıları “Müslümanların bu konularla uğraşabilecek bilgi seviyesine sahip değiller” diyeceklerdir. Buna ilkin derim ki: Bu doğru değil! Avrupalılar henüz dünyanın tepsi gibi düz olduğunu inandıkları zamanlarda İslam ulemasının astronomi ve kozmoloji alanında ciddi araştırmaları vardı. Ve ikincisi ve daha önemlisi Batı niye bu şeylerin peşine düşüyor ki? Niye milyarlarca doları bu araştırmalar için harcıyorlar? Bizim âlimlerimiz gibi ihtiyaca binaen gök haritası çıkarmak için mi? Hayır! Çünkü evrenin gerçeklerini bilmek istiyorlar. Neden ve niye var olduklarını ve ne olacaklarını bilmek istiyorlar. Varlığın sebebini ve gayesini bilmek istiyorlar. Davalarında doğrular mı, yanlışlar mı? Bunu bilmek istiyorlar. Kısacası “sense of life” nedir, hayatın manası nedir? Bunu bilmek istiyorlar.

Allah’a hamd olsun bütün bu soruların cevabını biz zaten biliyoruz. Nereden geldik ve nereye gideceğiz. Niye varız? Dünya ne olacak vs… Bunun için biz bunları araştırmaya değer şeyler görmüyoruz. Ama zavallı Avrupalı böyle değil. Onun için bu soruların cevabı Allah (celle ve âlâ)’nın kelamında değil Albert Einstein’ın sözlerinde. İlahi ilimden mahrum oldukları için ömürlerini bu sorulara cevap aramakla geçiriyorlar.

Ama bilimsel neticeleri gerçek olan şeyleri ölçerek edindikleri verilere dayandığı için kısmen hakikate ulaşabiliyorlar. Çünkü yukarıda dediğim gibi sadece var olanın akledilmesi mümkündür. Ancak ölçülen gerçekten olduğu zannedilen midir veya ölçülen gerçeğine münasip ölçüldü mü veya çıkarılan netice hakikatiyle ne kadar mutabık? Bu soruların cevabı her zaman bilgi seviyelerine göre değişecektir.

Bunun için modern bilimin sürekli görüş değiştirdiğini görürsün. Görüşleri hep maddeyi aklen kavrayabilme seviyelerine göre değişiyor.

Modern fiziğin bugün vardığı neticeye göre evren zamanla artan bir hızla sürekli genişlemekte. Önde gelenlerinden teorik fizikçi Michio Kaku “O zaman evrenimiz genişlerken nereye doğu genişlemekte?” sorusuna şöyle cevap veriyor: “Gözünüzün görebildiğiniz ve dokunabildiğiniz ötesindeki bir boyuta, “hiperuzay”a doğru genişlemekte.”

Gördüğün gibi bizim zaten bildiğimiz hakikatlerin peşinden koşuyorlar. O zaman onların belki nihayet ulaşabilecekleri gerçeği sen zaten biliyorsan, bu durumda ne yönde çaba sarf etmen lazım? Bilinenleri ispatlama yönünde mi yoksa bilinene göre amel etme yönünde mi? Her bilirkişi ikincisi için diyecektir. Ancak cahil şüphecinin ispata ihtiyacı vardır. Onlar da biz değiliz. Zavallı maddecilerdir.

Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

8 Ağu, 2017 Tarık Ebu Abdullah
Etiketler: Big Bang, Bilim